| Socrates ise skolastik düşüncenin mimarıdır. O dönemde İran ordularına karşı Atina ve Isparta ortak bir savaşa katılmışlardı. Isparta kara kuvvetleriyle savaşa girmişti. Atina güçlü deniz kuvvetlerine sahipti. İran savaşı kaybetti, Isparta askerleri İran’a girdi. Atina savaş filosu ise ticarete açıldı. Dış ilişkilerin gelişmesi, yani insanların buluşması değer yargılarının çeşitlenmesine yol açtı. | ||
| Anlaşıldı ki yalnız Atina yoktur yeryüzünde. Başka ülkelerde başka tanrılar ve başka düzenler var. eski inançlar yıkılmaya, yeni değerler doğmaya yüz tutunca, Socrates’in toplumuna ortam hazırlandı. Etkili çevreler hem yeni fikirleri engellemeye çalışıyor hem de bu fikirlerin savunucusu Socrates’e diş biliyorlardı.
Sonuçta Socrates yargılandı ve |
||
baldıran şerbeti içmeye mahkum edildi, ölümdü söz konusu olan.
Socrates’in ölümü kişiliğinde oldu. Zehiri içmeden yıkandı, hazırlandı. Zehiri getiren görevliye “Gel bakalım arkadaşım, ne yapacağımı söyle bana” dedi. Görevli:
“Kolay olur, içtikten sonra odada dolaşırsın. Bacaklarında bir ağırlık duyunca yatağa uzanırsın” dedi. Socrates tası aldı, zehiri içti.
Koca bilge zehiri içmeden hemen önce bir öğrencisinin elinde saz görür. Nasıl çalınacağını sorar. Öğrencisi “az sonra öleceksiniz, bundan bir tat alamazsınız” deyince, Socrates:
“Asıl tat çalmakta değil, çalmayı öğrenip onu farklı bir tarzda çalmaktır” demişti.
Evet düşünce böyledir. Sazı çalmayı öğrenmek değil, onu değişik bir ahenkte buluşturmaktır.
İnsan kişiliğini yapan etkenlerden biri de onun kendi kafası ile düşünmesidir. Oysa genellikle bunun tersi oluyor. kendi kafası ile düşünmeyi bir kenara bırakalım, çoğu insan başkasının kafasının hizmetçisi olmayı erdemlik sayar. İnsanı insanlığından uzaklaştıran bir durumu erdemlik sayması önemli bir çelişki olsa gerek.
Nadir Nadi 1943′te “Sokakta Gürültü Var” adlı eserinde şöyle diyor:
“Şuradan buradan topladığı kırpıntı fikirlerle geçinen zavallıları hesaba bile katmayız. Çünkü kuvvetli bir gövde üzerinde yağma edilmiş bir banka kasası gibi bomboş duran kafalar bizi alakadar etmez. Bazen belki onlara kızdığımız olur. Canlı olan bir beynin bu kadar hareketsiz kalmasına, bu kadar papağanlaşmasına şaşarız.”

