| Nereden geliyor bu düşünmeme hastalığımız? Düşün ve sanat alanındaki bu bozbulanıklığın, bu alacakaranlığın kökeninde hangi nedenler yatıyor? Neden tartışmalarda hep yüzeyde kalınıyor? Neden suçlamalar, karalamalar birbirini kovalıyor? Niçin aralarında kin ve düşmanlık bulunan yaklaşmalar oluyor? | ||
| Bu soruları daha da artırmak mümkün. Kuşkusuz verilecek cevapları da.
Çevrenizdeki tartışmalara kulak verin, yazılıp-çizilenleri eleştirel bir gözle değerlendirin. Birtakım özel adların ve bunlara |
||
bağlı olarakta bazı kavramların büyük bir coşku ile tekrarlandığını göreceksiniz. Bu yineleme, bu özel adları sayıp dökme, öne sürülen savları kanıtlama,onların tanıklığına başvurmak için değildir. Kendi düşüncelerinin yerini almıştır o kavramlar. Sözde özgün olduğu söylenen bu söylemler, o adların belirli kavramların gözlgesine sığınmadır. Sindirme değil, bellemedir.
Düşünme bellemeden çok öğrenmeye dayanan bir eylem biçimidir. Oysa kavram tutsaklığına yakalananlar, öğrenmeden çok bellemeyi yeğlerler. Kafalarının içi devşirme bilgilerle doludur. Bunlarda ezberleme bilgilerden oluştuğu için bütünsellikten yoksun ve tamamen uzaktır. Edinme, davranışa dönüşmez. Düşünmeyi öğrenememesi -ama kendince- üstelik özgün düşündüğünü zannetmesi, onu belirli kalıplar içinde kalmaya, kalıplar içinde duymaya, düşünmeye zorlar. Bu tür kişiler ister istemez belli bir düşüncenin kölesi, belli bir kavramın tutsağı olur. Kölesi olduğu düşünce, tutsağı olduğu kavram neyi çağırır, neyi buyurursa ona göre davranır.