“Artvin‘de Arazi Kullanımı ve Mülkiyet Sorunları”
Artvin Valiliği, Artvin Belediye Başkanlığı, DSİ 26. Bölge Müdürlüğü‘nün katkılarıyla Trabzon Şubemizce düzenlenen “Artvin‘de Arazi Kullanımı ve Mülkiyet Sorunları” konulu Forum 30 Haziran 2007 tarihinde Artvin Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Salonu‘nda gerçekleştirildi.

Forum‘a Artvin Valisi Cengiz AYDOĞDU, Artvin Belediye Başkanı Emin ÖZGÜN, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Başkanı Ali Fahri ÖZTEN, Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Nihat ŞAHİN, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cemal BIYIK, KTÜ Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi ve Trabzon Şube Başkanımız Prof. Dr. Tahsin YOMRALIOĞLU, DSİ 26. Bölge Emlak ve Kamulaştırma Şube Müdürü ve Artvin il temsilcimiz Abdurrahman ÇOBANOĞLU, kamu ve belediye çalışanları ile konuya duyarlı vatandaşlarımız katılmışlardır.
Forumun açılışında Trabzon Şube başkanı Prof.Dr. Tahsin YOMRALIOĞLU, Artvin Belediye Başkanı Emin ÖZGÜN ve Artvin Valisi Cengiz AYDOĞDU birer konuşma yaptılar. Şube başkanımız Tahsin YOMRALIOĞLU yaptığı konuşmada söz konusu Forumun Artvin‘de yapılmasının nedenlerini açıkladı ve mülkiyet kavramı, kadastro, kamulaştırma, çok amaçlı kadastro bilgi sistemeleri, imar uygulamaları vb. konulara değinerek Harita ve Kadastro Mühendisliğinin önemini vurguladı. Sayın YOMRALIOĞLU konuşmasında ayrıca yerel yönetimlerle Odamızın ortak çalışmalar yapmasının önemine değindi. Belediye başkanı sayın ÖZGÜN konuşmasında Harita ve Kadastro Mühendisleri Odasını Artvin‘de görmelerinin kendilerini onurlandığı ifade ederek, bölgenin topoğrafyası ve doğa koşullarının oldukça zor olduğunu, tarım arazisi ve konut yapılacak parsellerin yok denecek kadar az oluşunu dile getirerek, kentin ve sanayinin gelişimine yönelik planların uygulanmasında yaşadıkları sıkıntıları ve sorunları katılımcılarla paylaştı ve bu süreçte meslek odaları ile ortak çalışma yapılması konusundaki duyarlılıklarını dile getirdi. Artvin valisi sayın Cengiz AYDOĞDU yaptığı açılış konuşmasında, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odasını Artvin‘de ağırlamaktan dolayı memnuniyet duyduklarını, mülkiyet konusu ve kamulaştırma işlemlerinin öneminin özellikle Çoruh nehri üzerinde kurulmakta olan baraj çalışmalarında öne çıktığını dile getirerek bölgedeki kadastro çalışmalarının ivedilikle bitirilmesinin gerekliliğini vurguladı ve kentin kalkınmasında planlı kentleşmenin önemine değindi.
Odamız Genel Başkanı Ali Fahri ÖZTEN‘in forumu yönetirken yaptığı açıklamaları bir bütünlük içerisinde veriyoruz. Sayın ÖZTEN, “Odamızın, yarım asrı aşan bir Meslek Odası olduğunu, demokratik kitle örgütü olarak temel ilkesinin; bilimi, tekniği ve mühendisliği, üyelerinin ve mesleğin gelişimi, halkın ve kamunun çıkarları ve ülkenin kalkınması yönünde bilinçli ve kararlı bir şekilde kullanmak olduğunu, bağımsız ve demokratik karakteriyle her zaman bilimin ve tekniğin ışığında hareket ederek yaptığı tahlil ve tespitlere göre gerçekleri söylediğini ” ifade etti.
Karadeniz insanının yapısına ve bölgeye has özelliklere de değinen ÖZTEN, Karadeniz‘in, Çernobil olayı, Fırtına vadisinde ve bölgede hidroelektrik santral kurulması projesi, siyanürle altın arama girişimleri, orman alanlarında maden ocağı açılması girişimleri, doğal afetler, sahil yolu ile kıyıların hırpalanması ve kent geçişlerinde kent dokusunun yok edilmesi, özellikle Çoruh Vadisindeki barajlar silsilesi ve bölge coğrafyasına yansıması, fındık ve çay taban fiyatları vb. sorunlar ile boğuşan bir bölgemiz olduğunu belirtti.
Mülkiyet kavramının, insanlık tarihinde, insanlığın üretime geçtiği andan itibaren gündemde bir konu olduğunu ifade eden ÖZTEN, ülkemizde mülkiyetin temel yasal dayanağının, Anayasamızın 35‘ inci maddesinde yer alan “herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir” hükmü olduğunu belirtti. Sayın ÖZTEN dünyada son yüzyıllarda toprağa ve kadastroya bakışın önemli ölçüde değiştiğini, kadastronun basit mülkiyet kayıtlarından mali araçlara dönüştüğünü, taşınmaz piyasaları ile planlamanın temel unsuru haline geldiğini ifade etti.
Sayın ÖZTEN, günümüzde kentlerimizin sağlıklı bir şekilde planlanabilmesi, çevrenin yaşanabilir halde düzenlenmesi, doğal kaynakların yönetimi, ekonomik anlamda vergi kayıplarının önlenmesi, tarım politikalarının geliştirilmesi, orman, mera, kıyı ve benzeri alanların etkin kullanımı, her türlü kamulaştırma ve altyapı hizmetlerinin sağlanması, topraklarımızın verimli kullanılması, ulusal güvenlik açısından yabancıların toprak edinimlerinin gerçekçi bir şekilde izlenmesi, kent ve coğrafi bilgi sistemlerinin kurulması ve yaşatılması vb. hizmetlerde öncelikle kadastroya gereksinimin tartışmasız olduğunun altını çizdi.
Karadeniz sahili boyunca, Zonguldak‘ tan Hopa‘ya yüzlerce köyde yaklaşık üç yıldır kadastro çalışmalarının hızlı bir şekilde devam ettiğini ifade eden ÖZTEN, kadastro çalışmalarının Çoruh Vadisine çok geç geldiğini, orman sınırlarının belirlenmesinde önemli sıkıntıların yaşandığını, barajlar nedeniyle kamulaştırma sürecinde de hem ekonomik hem de sosyolojik yönden bazı çıkmazların gündemde olduğunu vurguladı.
3402 sayılı Kadastro Kanununun; ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topografik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekansal bilgi sisteminin altyapısını oluşturmak amacını taşımakta olduğunu belirten ÖZTEN, Karadeniz‘de kadastro yapmanın kolay bir iş olmadığını ancak konuya günümüzde gelinen noktadan bakıldığında ise çağdaş bir yaşam gereği kadastronun mutlaka yapılması gerektiğini, mülkiyete esas bütün verilerin parsel ile ilişkilendirilmesinin ve mekansal bilgi sistemlerinin kurulmasının gerektiğini ifade etti.
Ülkemizde Kadastro çalışmalarının kentlerde % 97, köylerde ise % 86 oranında gerçekleştirildiği bilgisini veren ÖZTEN, çağdaş ve çok amaçlı kadastronun tesisi ve Mekansal Bilgi Sistemlerinin kurulabilmesi için, bugüne değin üretilen tapu ve kadastro bilgi, belge ve paftalarının 2/3‘sinin yenilenmesi gerektiğinin altını çizerek Karadeniz Bölgesinde köylerin büyük bir çoğunluğunun orman köyü özelliği taşıdığını, Bölgede yapılmakta olan kadastro çalışmalarında orman sınırlarının belirlenmesinin yanında mera, yaylak ve kışlak alanlarının da belirlenmesinin ve daha sonra da 2B alanlarının tespitinin ayrıca önem taşıdığını belirtti.
Ülkemizde orman alanlarımızın ülke topraklarımızın % 26‘sına (20 milyar 703 bin hektar) denk geldiğini söyleyen ÖZTEN, Orman kadastro çalışmalarının % 80 dolayında yapılmış olmasına karşın bu miktarın ancak ¼‘ünün tapuya tescil ettirilmiş olduğunu belirterek, tapuya tescil işlemi dikkate alındığında 20 milyon 703 bin hektar olan orman alanlarımızın ancak 1/5 (yaklaşık 5 milyon 150 bin hektar ) nin kadastrosunun tamamlandığını belirtti.
Orman alanları ilgili kanunları ele alan ÖZTEN,
Orman Kanununun ilk olarak 1937 tarihinde yürürlüğe girdiğini ve bu Kanun (3116) ile devlet ormanlarının sınırlandırılmasının ve beş yıl içerisinde bitirilmesinin amaçlandığını, daha sonra 1945‘de çıkan Kanun (4785) ile Ormanların devletleştirildiğini, 1950‘de yürürlüğe konulan Kanun (5653) ile önceki kanunlar yürürlüğe girdiğinde Orman olup da, 03.04.1950 tarihine kadar bu niteliğini yitirmiş olan yerlerin orman sayılmayacağını, bu gibi yerler tapusuz ise zaman aşımı yolu ile kazanılacağını, tapulu ise sahibinin özel ormanı sayılabileceği hükmünün getirildiğini, aynı yıl çıkarılan bir başka bir Kanunla (5658), 1945 yılında çıkarılan Kanun ile devletleştirmeye konu olan ormanlardan bazılarının iadesinin öngörüldüğünü, devlet ormanı içinde olmayan ve bu ormanlardan tamamen ayrılan alanların iadesinin getirildiğini, 1956 tarihli kanun (6831) ile orman vasfını kaybeden yerlerin orman sınırı dışına çıkartılmasının gündeme geldiğini, 1973 tarihli Kanun (1744) ile 1956 tarihli Kanunun (6831) bazı maddelerinin değiştirildiğini ve yasanın en önemli maddesinin 1961 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; orman niteliğini bozmayan kültür arazilerinin, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının orman sınırları dışarısına çıkartılması olduğunu ve bu çalışmaların 10 yıl içerisinde yapılmasının öngörüldüğünü ifade etti.
Sayın ÖZTEN konuşmasında,1983 tarihli Kanun (2896) ile orman sınırları dışına çıkarılan bu alanların devlet eliyle ihya edilerek orman içi köyler halkının buralara yerleştirilmesinin öngörüldüğünü, ayrıca orman dışına çıkarma işleminde 1981 tarihinin baz alındığını, 1983 tarihli Kanun (2924) ile; 6831 sayılı Yasanın 2B maddesine göre orman sınırları dışarısına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesinin amaçlandığını, Orman köylüsünün tanımlandığını, beş yıllık koşul getirildiğini, 1986 tarihli Kanun (3302) ile, herhangi bir nedenle özel kişiler adına orman sınırları dışına çıkarma mümkün olmadığını, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 45‘inci maddesine göre 2B alanlarında zilyetleri adına tescil işleminin anayasaya mahkemesince iptal edildiğini vurguladı.
Doğu Karadeniz‘de 2B alanları için çalışmaların yapılamadığını, 2B alanlarının ülke düzeyinde 484 bin hektar düzeyinde olduğunu ve hükümetin bu alanları satışa sunarak gelir elde etmeyi planladığını, bunun için yasal değişiklikler yapıldıysa da Cumhurbaşkanı tarafından iade edildiğini, Rize‘de 14 hektar Artvin‘de 41 hektar düzeyinde olan 2B alanına bakıldığında bu bölgelerin şanslı görülebileceğini ifade eden ÖZTEN, satışa sunulacak ya da sunulması planlanan 2B alanının henüz bu bölgelerde olmadığını ifade etti.
Bölge insanının sessizliği ve endişeli bekleyişinde bu alanların geleceğinin ne olacağı sorusunun önemli yer tuttuğunu ifade eden ÖZTEN, “eşi benzeri bulunmayan doğa harikası bu alanlar, Turizm Teşvik Kanunu ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çerçevesinde yabancı uyruklu gerçek kişi veya tüzel kişilere satılırsa, dede yadigarı topraklar nasıl korunmuş olacaktır? Bölge insanı köyünden, mezeresinden, yaylasından koparılmayacak mı?” gibi soruların yanıtlarının merak edildiğini dile getirdi.
Sayın Ali Fahri ÖZTEN, mülkiyete yönelik çalışmalarda geç kalınmışlık bir yana, yasalarda yapılan onlarca değişikliğin halkın kafasını karıştırdığını ve bir tarafta yüzyıllardır bu topraklarda bu coğrafyada yaşayan, her türlü fedakarlığı gösteren orman köylüsü, diğer tarafta ise bilimsel, teknik, ekonomik, politik, toplumsal, hukuksal, kentsel ve ekolojik boyutuyla yaşanan bir süreç olduğunu ifade etti ve konuşması sırasında yöreye özgü bazı bilgileri sundu.
DSİ 26. Bölge Emlak ve Kamulaştırma Şube Müdürü ve Artvin il temsilcimiz Abdurrahman ÇOBANOĞLU “Artvin İli Ve Çevresinde DSİ Bölge Müdürlüğü Kamulaştırma Çalışmaları ve Bu Kamulaştırmaların Yörede Yaşayan İnsanlara Etkisi İle Bu Çalışmalar Esnasında Karşılaşılan Sorunlar Ve Çözüm Önerileri” başlığında yaptığı konuşmasında;
Artvin‘in konumunun önemine değinerek, arazi yapısının Çoruh Nehri ve kollarının oluşturduğu derin vadiler ve Kaçkar Dağları ile çok engebeli bir arazi yapısına sahip olduğunu belirterek, 736 700 hektarlık il yüz ölçümünün 64 200 hektarlık kısmının tarıma elverişli olduğunu vurgulamıştır. Artvin nüfusunun 191 934 kişinden oluştuğunu ifade eden ÇOBANOĞLU, ilin büyük ölçüde orman arazisi ile kaplı olduğunu ifade etmiştir. DSİ 26. Bölge‘nin sorumluluk sahasında Çoruh Nehri üzerinde çok sayıda baraj ve HES projelerinden şu an itibariyle dört büyük proje başlatıldığını, bunlardan Muratlı Barajı ve HES İnşaatı ile Borçka Barajı ve HES inşaatlarının tamamlanarak enerji üretimine başladığını ifade etmiştir. Deriner Barajı ve HES İnşaatının devam etmekte olduğunu, Yusufeli Barajı ve HES İnşaatının da yeni başladığını belirtmiştir. Baraj İnşaatları devam ederken buna bağlı olarak barajların etkilediği devlet kara yolları, enerji nakil hatları ve köy bağlantı yolları gibi DSİ‘nin görev alanı dışındaki birçok işin de ilgili kurumlarla yapılan protokoller veya sözleşmeler gereği 26. Bölge Müdürlüğünce yürütüldüğünü ifade etti.
26. Bölge Müdürlüğünce gerçekleştirilen projelerin etkilediği alanın 12000 hektar olduğunu belirten ÇOBANOĞLU, bu alanın 2500 hektar kadarının özel mülkiyete ait olup, kamulaştırılacağını ifade etmiştir. Bu projelerin toplamda kısmen veya tamamen 100 köyü ve 1 ilçeyi etkileyeceğini, şu ana kadar ise 6000 parselde 750 hektar kamulaştırma yapıldığını vurguladı.
Baraj projelerinin, yol veya enerji nakil hattı projelerinin tümünün kamulaştırma planlarının 26. Bölge Müdürlüğü tarafından hazırlandığını, aplikasyonları yapılarak bunun sonucunda kamulaştırmaların gerçekleştirildiğini, bu çalışmalar esnasında, Artvin ilinde arazi miktarının, özel şahısların sahip olduğu parsellerin büyüklüğünün, parsellerdeki üretim miktarlarının, yöre insanının sosyo-ekonomik durumunun ve beklentilerinin birebir görüldüğünü belirterek bunların sonucunda oluşan problemlerin tespit edilmiş olup çözümlerinin de üretildiğini belirtti.
Artvin İlinde Gürcistan hududundan Borçka‘ya, oradan Artvin merkeze, merkezden Yusufeli istikametine doğru gidildikçe vatandaşların sahip olduğu arazi miktarının azaldığının görüldüğünü ifade eden ÇOBANOĞLU, Borçka ve çevresinde 4 dekar dolayında gözüken parsel büyüklüklerinin Yusufeli Bölgesinde 88 m2 ye düşebildiğinin gözlemlendiğini ifade etmiştir. 2 m2, 5 m2 lik, 10 m2 lik çok sayıda küçük parsel olduğunu ve ilginç olanın ise bu parsellerin 1 zeytin veya 2 zeytin ağacı gibi ağaçların taksimi sonucu oluşmuş olması olduğunu vurguladı.
Kamulaştırmalarda arazi sahiplerinin çok küçük arazileri olmasına rağmen çok büyük paralar beklemekte olduklarının görüldüğünü ifade eden ÇOBANOĞLU, kamulaştırmalar rezervuar kamulaştırması olunca, yerlerini, köylerini, yaşadıkları bölgeyi terk edecek olmalarının, onların maddi beklentilerini daha da güçlendirdiğini ifade etmiştir. 2942 (D-4650) sayılı Kamulaştırma Kanununun net gelir metodu ile arazilere fiyat takdir etmeyi öngördüğünü, ilgili kanunun 11. maddesinde bunların düzenlediğini belirten ÇOBANOĞLU, burada arazinin maddi varlığı dışında bir bedel ödemenin imkânı olmadığının görüldüğünü belirtmiştir. Abdurrahman ÇOBANOĞLU konuşmasının devamında bölgede çok küçük parseller ve toplamda çok küçük arazileri olan vatandaşların kamulaştırma birim fiyatları yüksek olsa da toplam alacakları rakam bedelini düşük bulmakta olduklarını vurgulayarak bu anlamda Kamulaştırma Yasasında küçük parsel değerlendirmeleri için birkaç değişiklik yapılabileceğine işaret etmiştir. ÇOBANOĞLU bu değişiklik önergelerini;
1-Rezervuar kamulaştırmalarında, anlaşmazlık halinde mahkemeye gidilmesinden fayda umulmayan parseller için, uzlaşma komisyonuna takdir komisyonu fiyatını belli bir oranda artırma yetkisi verilebilir. Bu durum parsel alanlarına göre oranlandırılabilir.
2-Rezervuar kamulaştırmalarında, köyünü, ilçesini terk etmek zorunda kalan insanlar için bir göç veya yeniden yerleşim tazminatı ödenebilir. Bu şöyle olabilir. Genellikle köylerde hissedarlardan biri veya birkaçı araziyi kullanırken bir kısım hissedar ise başka işlerle uğraşmaktadır. Bu sebeple araziyi fiilen kullanan aile için bu düşünülebilir.
şeklinde ifadelendirdi.
Tapu Müdürlüklerindeki verasette iştirak şeklindeki tapularda, hissedarların ferağ işlemlerini tamamlamada zorluklar çekildiğini, bu zorlukların daha çok veraset ve intikal vergilerinin kamulaştırma bedelleri içinde bir yer tutmasından kaynaklandığını belirten ÇOBANOĞLU, buradaki önerilerinin tapu malikleri vefat ettiğinde intikalin kısa bir süre içersinde resen yapılmasının sağlanması olduğunu belirterek tapu harçlarının da kamulaştırma işlemlerinde TKGM‘ce alınmamasının uygun olacağının altını çizdi.
Artvin‘de DSİ‘nin yürüttüğü projelerden ve bunlar dolayısıyla yürütülen kamulaştırma çalışmalarından, Artvin nüfusunun önemli bir bölümünün direkt veya dolaylı olarak etkilendiğini belirten ÇOBANOĞLU, bu etkilenmenin Artvin‘den göç olarak yansımakta olduğunun gözlemlendiğini belirtmiştir. Bu göçü Artvin dışına değil Artvin içine çevirmek için DSİ‘nin kamulaştırma dışında yeniden yerleşim projelerine önem ve ağırlık verdiğini vurgulayan Abdurrahman ÇOBANOĞLU, bu çerçevede de Yusufeli İlçesi ve bölgedeki köyler için yeniden yerleşim eylem planı hazırlanarak yürürlüğe konulduğunu belirtti.
Forum‘da söz alan bir başka konuşmacı Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Müh. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cemal BIYIK olmuştur. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde canlıların varlığını sürdürebilmesi için gerekli dört temel unsurun (anasır-ı erbaa); hava, su, sıcaklık (Güneş enerjisi) ve toprak olduğunu belirterek konuşmasına başlayan BIYIK, bunlardan ilk üçünün Artvin ilimizde epey bulunduğunu ancak toprağın yeterince bulunduğunu söylemenin mümkün olmadığını belirterek konuşmasına başladı.
TUİK verilerine göre, yüzölçümü 743 662 hektar olan Artvin topraklarının % 34‘ünün erozyon arazisi, % 21‘inin taşlık-kayalık arazi, % 44‘ünün ise diğer nitelikteki alanlardan ibaret olduğunu vurgulamıştır. Artvin‘de kullanılabilir arazilerin % 55‘inin orman, % 14‘ünün mera, % 9‘unun funda, % 7‘sinin tarım ve % 15‘inin de yerleşim yeri vd. amaçlarla kullanılan araziler olduğunu belirten BIYIK, tarım arazisinin son derece az olduğunun görüldüğünü vurgulamıştır.
Bu nedenle bu arazilerin kıymetli olduğunu, bu durum karşısında, tarihin her döneminde, bir yörede yaşayan insanların geçimlerini o yörenin ekonomik kaynaklarından temin ettiklerini dolayısıyla Artvin‘de yaşayan nüfusun ormancılıkta istihdamının kaçınılmazlığını vurguladı.
Kullanılabilir arazilerin kıtlığının sadece tarım alanlarında olmadığını belirten BIYIK, özellikle Artvin merkezinde imara açılabilecek arazinin sınırlı olduğunu, bu nedenle binaların miras yoluyla bölüşülmesinde kat mülkiyetine benzer biçimde Artvin‘de “oda mülkiyeti” kavramının ortaya çıktığını ve bu fiili durumdan ötürü Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü kadastro teşkilatlarına bu bölüşmenin nasıl yapılacağını gösteren bir genelge yayınlamak zorunda kalındığını ifade etti.
Kadastro çalışmaları açısından da Artvin‘de yeterli ilerleme sağlanamadığını, 1924 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk‘ün gayretleriyle Rusya‘dan Moskova Anlaşması ile geri alınan Kars, Artvin illeri‘ni ve Iğdır, Ardahan, Kulp ilçeleri‘ni ve Kemalpaşa Nahiyesi‘ni içerisine alan bölgede “Elviye-i Selasiye” Kanunu gereğince kadastro yapımına başlanmış olduğunu ancak bu çalışmaların neticelendirilmediğini ifade eden BIYIK, Artvin‘de kadastronun halen tamamlanamamasının esas sebepleri arasında, diğer Karadeniz Bölgesi illerinde de olduğu gibi topografya, bitki örtüsü, iklim gibi olumsuz faktörlerin yanında orman-mülkiyet anlaşmazlıklarının çokluğunun yer aldığını vurgulamıştır. Prof. Dr. Cemal BIYIK konuşmasının devamında kadastrosu yapılan ormanla ilişkili yerlerde orman idaresince yapılan yoğun itirazların çoğunlukla ormandan yana sonuçlandığını ve bu nedenle kadastro öncesinde lüzumsuzca ağaç kıyımlarına gidilmekte olduğunu, bunun da bir gramı binlerce yılda meydana gelen toprağın erozyonla akıp gitmesine sebep olan bir döngüyü yarattığını belirterek bu kıyımın önüne geçilmesi ve ağaçların yaşatılması için orman yerinin mülkiyetinin bir an önce belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
Anayasamıza göre “bütün ormanların gözetimi (mülkiyeti değil) devlete aittir” hükmüne değinen BIYIK, devletin orman niteliğindeki özel arazileri gözetim altına alması, her şeyden önce bu arazilerin kadastrosunun yapılması ve mülkiyeti maliki adına kaydedildikten sonra vasfının da “orman” olarak yazılması gerekliliğini vurgulayarak, orman idaresince yapılan itirazların bu tür arazilere “orman” vasfının yazılmasını, dolayısıyla “Devletin gözetimini” engellemekte olduğunu, oysa 1945 yılında devletleşen ve 1950 yılında çıkan Yasa ile geri iade edilmeyen araziler dışındaki tapulu arazilerde bu tarihten sonra kendiliğinden oluşan ormanların, tapuları geçerli olmak şartıyla yasal olarak tapu sahipleri adına “orman” vasfıyla tescil edilmesi gerektiğini vurguladı.
Zilyetlikle kullanılan araziler üzerinde orman mevcut ise ve zilyetlik gerekçesi orman değilse, bu araziler, zilyetlik şartı olan “fasılasız kullanma” ihlali nedeniyle kendiliğinden ormanlaştığı için bu arazilerin Hazine adına tescilinin söz konusu olduğunu, ancak yazılı kadastro olan tapu tahrirlerinin zamanında eksik yapılmış olmasından dolayı tapuları zamanında yapılmadığı için 1945‘den sonra ormanlaşsa bile bu arazilerin kadastro sırasında kendi adlarına tescil edilebileceklerini bu nedenle bu arazi zilyetlerinin bir nevi cezalandırıldığını, bu durumdan hareketle bile kadastronun bir an önce tamamlanmasının vatandaşlar açısından yararlı olduğunun gözlemlendiğinin altını çizdi.
Forumun diğer konuğu Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Nihat ŞAHİN ise, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün görev ve sorumluluklarını, yeni döneme yönelik projeleri; Takbis, Merlis, Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi, Harita Bilgi Bankası, TUSAGA-Aktif (CORS-TR)Sayısal Kadastro Çalışmalarını özetle aktardı. TAKBİS‘in mülkiyete dayalı bilgi kullanan tüm kurum ve kuruluşların yasal ve güncel bilgi ihtiyacını tek bir merkezden sağlayacağı için önemli olduğunu ifade eden ŞAHİN, TAKBİS‘in, ileri bilgi teknolojileri kullanılarak TKGM hizmetlerinin daha sağlıklı, süratli, güvenilir ve etkin bir şekilde planlanmasının, yönetilmesinin ve faaliyete geçirilmesinin, diğer kurum ve kuruluşlara vermekte olduğu mülkiyete ilişkin verilerin daha yaygın bir şekilde kullanımının sağlanmasının ve bu çerçevede tapu ve kadastro çalışmalarının ve bilgilerinin çok amaçlı arazi bilgi sistemine; TAKBİS‘e dönüştürülmesinin amaçlandığı, ürettiği/üreteceği bilgilerin kurum içi kullanıma ve kurum dışı diğer kurum ve kuruluşlarla entegreli olarak çoklu kullanıma sunulacağı stratejik bir “e-devlet- projesi olduğunu ifade etti. CORS TR(Sabit GPS İstasyonları) Projesine de değinen ŞAHİN, kapsamı ve içeriği ile, ülkemiz haritacılığında ve bilgi teknolojilerinin kullanılmasında yeni bir devir açacağını ve yüksek teknolojinin kullanımıyla büyük kolaylıklar sağlanacağını, bu projede araziye yönelik coğrafi tabanlı her türlü verinin 7 gün 24 saat hızlı, doğru ve güvenilir olarak toplanmasının hedeflendiğini, böylelikle kadastro çalışmalarının hızlandırılmasının, e-devlet bazında yapılacak çalışmaların mekansal altyapısının oluşturulmasının, plaka hareketlerinin izlenmesinin vd.nın sağlanacağını belirtti. Sayın ŞAHİN, projenin sonuçlanmasıyla birlikte ülke genelinde herhangi bir yer ve zamanda, yüksek hassasiyette koordinat bilgilerinin, geleneksel yöntemlerle karşılaştırıldığında son derece ekonomik ve bir-iki dakika ile ifade edilebilen süre içinde toplanabileceğini ve bunun her açıdan büyük bir kazanç olduğunu vurguladı. ARİP projesine de değinen ŞAHİN, bu projenin amacının Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerimizi kapsayan (20 il) bir alanda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının öncelikleri doğrultusunda özel sektör güç ve imkanlarından da yararlanarak sayısal kadastro çalışmalarının yapılması olduğunu belirtti. Sayın ŞAHİN, bu proje tamamlandığında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesinde yürütülen Doğrudan Gelir Desteği, Çiftçi Kayıt Sistemi ve Tarım Bilgi Sistemi projelerinin temel verilerinin oluşturulmuş olacağını ifade etti.
TUCBS ( Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemleri) genel politikalarına da değinen ŞAHİN, bu politikaları;
•· Coğrafi bilginin kamu ve özel sektör tarafından üretimini, erişimini, sayısallaştırılmasını, güncelleştirilmesini, paylaşımını, bütünleştirilmesini (entegrasyonunu) ve kullanımını arttırmak,
•· Coğrafi bilgi politikalarının geliştirilmesi ve teşvik edilmesinde farklı kurum ve kuruluşlarının görev sorumluluklarını netleştirmek,
•· Ekonomi, sağlık, sosyal, kültür, çevre ve doğal kaynaklar gibi öncelikli konulara ilişkin karar verme ve politika geliştirmede coğrafi bilginin etkin kullanımını sağlamak,
•· Diğer ulusal coğrafi bilgi altyapıları ile bağlantıları sağlamak,
•· Temel coğrafi bilgi faaliyetlerinde tekrarları önlemek ve yatırımın yararlarının üst düzeyde tutulmasını sağlamak,
•· Coğrafi bilgi faaliyetlerinde danışmanlık hizmetleri almak,
•· Özel sektör ile araştırma ve akademik çevrelerden uygulama bazında yararlanmak,
•· Kamu kurum ve kuruluşları arasında işbirliği ve eşgüdümü sağlamak,
•· Yeni ihtiyaçlara göre gelişmeye açık olmak,
•· Kullanıcı taleplerine göre TUCBS‘yi geliştirmek,
şeklinde sıraladı.
Harita Bilgi Bankası projesini özetle ifade eden ŞAHİN, Harita Bilgi Bankası Projesinin, Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi Projesi II (TAKBİS-II) kapsamında projelendirilmiş olduğunu belirterek Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği ile ülke çapında standart birliğin sağlanmasının, hizmet tekrarının önlenmesinin, coğrafi tabanlı bilgi sistemlerine altlık oluşturacak biçimde ulusal veri değişim formatında harita üretilmesinin, gelişen teknolojinin kullanımının genelleştirilmesiyle, üretilen harita ve harita bilgilerindeki duyarlılığın artırılmasının amaçlandığını belirtti.
Sayın Nihat ŞAHİN Kurum olarak yürütülen MERLİS ve TARBİS projelerine de özetle değinerek Coğrafi Bilgi Sistemleri, Kent Bilgi Sistemleri ve taşınmaz yönetimindeki kadastronun ve mülkiyetin önemini vurgularken bölgede yapılan kadastro çalışmalarına yönelik vatandaşlar tarafından sorulan çeşitli soruları yanıtlayarak sorunlara açıklık getirdi ve bölgedeki tapu kadastro çalışmalarına ait istatistiki bilgiler verdi.
Sonuç Yerine
Forumda ele alınan konular ve tartışmalar, soru ve yanıtlar sonucunda,
* Çay bahçelerinin, mısır tarlalarının ve çayır alanlarının orman sınırı olarak çevrildiği,
*Bazı vatandaşların dedelerinden miras kalan yüzyıllık evlerinin bile orman sınırı içinde kaldığı,
*Süreç böyle devam ederse üretimden koparılacakları ve kendi topraklarında kiracı konumuna düşecekleri,
*Yüzlerce yıldır yaşadıkları bu topraklardan sürgün konumuna itilecekleri,
*Böyle bir çalışmada hiç kimsenin bilirkişi olarak görev yapmak istemediği ve hatta bazı bilirkişilerin görevlerinden istifa ettikleri,
* Kadastro yapılmasını istedikleri için çoğunluğun pişman olduğu ve konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar taşıyabilecekleri v.b. içerikte bir çok sorun ve soru ile karşı karşıya kalındığı,
*Topraklarından koparılan insanların (kamulaştırma, baraj vb.) nerede, nasıl ve hangi şartlar dahilinde yaşadığının belirlenmesi gerektiği,
* Artvin İl nüfusunun artış hızına bakıldığında son 25-30 yılda ciddi bir düşüşün gözlemlendiği ve bu nüfus artış hızında yaşanan azalışın nedenleri üzerinde durulması gerektiği,
*Artvin‘de sürdürülmekte olan baraj ve altyapı çalışmalarının tamamlanması halinde toprak erozyonuna engel olunacağı ve eneri üretilmesi, su ürünleri üretimi, turizm, ulaşım gibi birçok faydanın sağlanacağı,
* Artvin ilinde arazi kullanımını yönlendirebilmek için öncelikle nerede, hangi vasıfta ve kimin mülkiyetinde ne kadar arazi olduğunun bilinmesi gerektiği,
*Tüm Çoruh havzasını kaplayan bir Havza Planı yapılarak, bu planın Artvin ili sınırları içerisi için gerekli alt planlar üretilip uygulanması gerektiği,
*İlk tesis kadastrosunun tamamlanmasının yürütülecek bir çok iş ve işlemde gerekli altlığı sağlayacağı
hususları ön plana çıkmıştır.
Ayrıca, Kadastro Çalışması yapılırken,
* Orman sınırının belirlenmesinde kullanılan harita ve paftaları ile amenajman planlarının gerçeği yansıtmadığı,
* Orman sınırlaması ile ilgili mevcut kanunlarının Orman köylüsünün aleyhine kullanıldığı, keyfi davranış sergilendiği, gözlemsel değerlendirmelerin yapıldığı,
*Mevcut tapularının yer yer geçersiz sayıldığı, uygulanmadığı,
* Mevcut tapulara göre yapılan satışlar sonucu bu tapuların geçersizliği nedeniyle üçüncü şahısların mağdur olduğu,
* Yüz yıllardır bu bölgede yaşayan insanlar olarak ormanı gözü gibi korudukları,
* Ormanın bir tüketim aracı olarak görülmemesi gerektiği,
* Orman kesiminde gelişi güzel hareket edildiği, orman içi yolların orman alanlarının daraltılması şeklinde yorumlandığı,
*1/25 000 ölçekli haritaların askeri amaçlı ve nitelikte olduğu ve mülkiyete esas veri olarak kullanılamayacağı,
*1/25 000 ölçekli haritalarda yeşil renkli olarak gösterilen alanların bir leke çalışması olduğu, bu alanların çay, mısır tarlası ve hatta çayırlık olabileceği, güncelleme tarihleri yeni olduğundan 1950‘li yılları yansıtmayacağı ve bu nedenle de genel bilgi anlamında da yanılsamalara yol açacağı, mülkiyete esas veri elde edilemeyeceği,
* Amenajman planlarının da tek başına mülkiyete esas temel veri ve done olarak kabul edilemeyeceği,
* Mevcut tapuların aplikasyonunun sağlıklı yapılması gerektiği,
* Arazinin 1945, 1950‘li yıllarda orman mı, kültür arazisi mi, çayırlık mı olduğunun o tarihlerdeki hava fotoğraflarının değerlendirilmesiyle rahatlıkla yapılabileceği, ya da bilimsel ve teknik çalışmalarla arazinin yıllara göre dağılımının yapılması gerktiği,
*Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü‘nün iki yıldır sürdürülen çalışmaları da dikkate alarak uygulamaya yönelik yapılan protokol ve genelgelere dikkatlice uyulması gerektiği,
*Çoruh Vadisi üzerinde Borçka, Yusufeli, Deriner gibi birçok barajın yapılması ile vadinin büyük bir gölet haline getirilmekte olduğu ve bu 30-40 km2‘lik tarıma en elverişli alanın sular altında kalması sonucu bu toprakların sahiplerinin durumunun ne olacağının dikkate alınması gerektiği, bu alanda en verimli tarım alanlarının kaybedildiği, kamulaştırma ile topraklarından uzaklaştırılan vatandaşların belirli bir ekonomik faaliyete yönlendirilmemesi nedeniyle göç olgusunun hızla arttığı, bu doğrultuda göçün engellenmesi için gerekli arazi stokunun yapılması ve tarımı ikame edecek sanayi üretiminin geliştirilmesi, yeni istihdam alanlarının aslında mutlaka yaratılmış olması gerektiği, DSİ‘nin bu projeler öncesinde vatandaşların mağdur olmaması için gerekli önlemleri alması ve gerekli istatistiki bilgileri toplaması gerektiği
hususlarının dikkate alınması büyük bir önem taşımaktadır.
TMMOB
HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI

Resmin Büyük Hali İçin Tıklayın

Resmin Büyük Hali İçin Tıklayın

Resmin Büyük Hali İçin Tıklayın

Resmin Büyük Hali İçin Tıklayın
Kaynak: HKMO
